“Konu sevgi olunca bilinmeli ki; insan söylediği kadar değil, hissettiği kadar sever. Gerçek aşk ise sevginin sözünü edenlerle, hissederek yaşayanlar arasında ki farkın içinde gizlidir. Aşk ve sevgi; ancak kıymetini bilene mutluluk getirir. Çünkü; aşk ve mutluluk, insanın elde ettiğiyle ve sahip oldukları hakkında ne söylediğiyle ilgili değildir; insanın neler hissettiğiyle ilgilidir. İşte bu sebepten dolayıdır ki; bir çocuk çamurların arasında yaşadıklarından ve hissettiklerinden dolayı mutluyken, bir Kral tahtında sahip olduklarından dolayı mutsuz olabilir.”

İlhan Ürkmez
Eğitim Uzmanı, Yazar ve Danışman

Eski Yunanlılar sevgiyi üç kategoriye ayırmışlardır; Eros, Filia ve Charis.

Eros, insanın kendisine olan sevgisidir. İnsanların çoğu, kendileriyle ilgili hissettikleri duyguların ötesine geçemezler. Kendine yönelik sevgi ve saygısı düşük kişiler, başarıdan uzakta mutsuzluğa her zaman daha yakın dururlar. Çünkü; kendisini sevmeyen, kendisine saygı duymayan ve kendisini tanımayan kişi kendinde olmayan sevgiyi, saygıyı ve değeri başkalarına da veremez.

Sevginin ikinci türüne “Filia” denilir ve insanın dışındaki kişilere duyduğu sevgiyi ifade eder. Eros`u tam olan kişi Filia aşamasına yükselir. Kendinde olanı başkalarına vermeye başlar. Bu tür bir sevgi, sağlıklı ve mutlu bir insanın göstergesidir.

Eski Yunanlılara göre sevginin en gelişmiş hali “Charis”tir. Charis, tüm insanlığı sevmeye yöneliktir ve içinde tam ve eksiksiz Eros ve Filia vardır.

Bir gün sormuşlar ermişlerden birine; “Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yasayanlar arasında ne fark vardır?” “Bakın göstereyim” demiş ermiş.

Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde
sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar.

Ermiş “Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz” diye bir de şart koymuş. ”Peki” demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne?

Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.

Bunun üzerine “Şimdi…” demiş ermiş.“Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe.” Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıltılı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. “Buyurun” deyince her biri uzun boylu kaşıklarını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını. Böylece her biri diğerlerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.

“İste” demiş ermiş.”Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymamış düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır. Şüphesiz bunu da unutmayın. Hayat pazarında alan değil, veren kazançlıdır her zaman…“

Çorba içmek güzeldir. Soğuk bir kış günü sıcak bir kase çorbaya kaşığı daldırarak içmenin zevki başkadır. Fakat, kasedeki çorba ile o kaseye daldırılan kaşık arasında bir ilişki vardır. Kaşık, kase de var olan çorbayı içine alır. Yani, çorbaya ne doğrarsan, içine ne atarsan kaşığınıza da çıkacak odur.

Hayatınızdaki diğer insanları ne kadar çok seveceğiniz, kendinizi ne kadar çok sevmenize ve kendinize ne kadar çok değer verdiğinize bağlıdır. İnsanın kendisini sevmesi, kendisine saygı duyması, kendisini tanıması  ve kendi değerini bilmesi, sağlıklı bir kişiliğin temelidir.

Kişiliğin merkezinde sevgi vardır. Yeterli sevgi almamış ve sevgi eksikliği içinde büyümüş insanlar hem kişilik sorunu yaşarlar hem de hayatlarında sağlıklı karar verecek olgunluktan uzakta yanlış karar vermeye daha yatkın dururlar. Kişiliğin olgunluk seviyesi, psikolojik ve ruhsal olarak, insanın aile içinde aldığı ve gelişirken beslendiği sevginin miktarı ve kalitesi ile şekillenir.

Sevgi duygusu, insanın verdiği her kararı, yaptığı her şeyi ve her seçimi olumlu yada olumsuz etkiler. İnsanın, kendi düşüncesinde sevgiye ne kadar yer ayırdığı, o kişinin kendisine olan saygısının derecesini belirler.

Bir ilişkiden aldığınız sevgi, huzur ve mutluluk, o ilişkiye ne kattığınızla doğru orantılıdır. Bu durum; özellikle evli çiftlerin ilişkilerinde daha çok önemlidir. Çünkü; hem erkek hem de kadın birbirlerini çoğaltmak, zenginleştirmek ve eksik olan taraflarını tamamlamak ihtiyacı duyarlar. İlişki de eşlerin birbirlerinden  beklentileri karşılanmaz  ve eksik yanlar giderilmeyerek tamamlanmaz ise o evlilikteki ilişki sağlıklı bir ilişki olmaktan çıkar, tarafları her geçen an, her durumda ve her koşulda zayıflatan sağlıksız bir ilişki olur.

Hiç bir zaman unutulmamalı ve her zaman hatırlanmalı ki; aşk iki kişiliktir. Aşk`ta önemli olan ise önemli olana hak ettiği önemi hayatı çok sevdiğiniz bir şarkı tadında yaşayarak koşulsuz, karşılıksız, yaşayarak ve yaşatarak vermektir. İşte bu sebeple; gerçek aşk sevginin sözünü edenlerin dilinde değil, hissederek yaşayanların kalplerinin derinliklerinde gizlidir.

Aşkı yaşayan ve mutluluğu tadan her insan çok iyi bilir ki;  her üzüntü kendi kendini giderir, ama mutluluğun tam zevkini çıkarmak için onu paylaşacağınız birisi olması gerekir. Çünkü; aşk, sevgi ve mutluluk, insanın elde ettiğiyle ve sahip oldukları hakkında ne söylediğiyle ilgili değildir; insanın neler hissettiğiyle ilgilidir. İşte bu sebeple; aşk ve sevgi her zaman kendini besleyeni besler, kendine cesaret verene cesaret verir ve kıymetini bilene mutluluk getirir.