“`Herşeyin değişmeden devam edeceği` hastalığına düşen yönetici, çözüm getirmekten uzakta kalarak soruna daha çok saplanır ve çözümün bir parçası olacağına sorunun kaynağı olur.Çünkü değişimin bir seçenek olmaktan çıkarak zorunluluk olduğu bir durumla karşılaştığında yeni diyarları elindeki eski haritayla keşfetmeye çalışır.Bu yönde bir davranış içinde kaldıkça da değişimin ders vereci ve düzene sokucu tokadını yemeye daha çok yaklaşır.”

İlhan Ürkmez
Yazar, Danışman, Yönetici ve Eğitmen

Bir fare her sabah ev halkı kahvaltılarını yapıp bitirdikten sonra kahvaltı masasının altına gidiyor ve bulduğu peynirleri yiyor. Zaman içinde fare bu duruma  o kadar alışıyor ki her sabah karnının sorunsuz bir şekilde doyacağından emin.Bir gün masanın altında peynir bulamayacağını ve aç kalacağını aklından bile geçirmiyor.

Ancak bir sabah bir sürprizle karşılaşıyor. Karnını doyurduğu her zaman ki yerde peynirden eser yok. Şaşırıyor. O şaşkınlık içinde bir sağa bir sola gidiyor. Her zaman geldiği masanın altında olduğundan emin olmak için çevresini kontrol ediyor. Kısa süreli bir şaşkınlığın ardından anlıyor ki bu masa o masa. Kendiside her zamanki peynirlerini yediği masanın altında. Fakat, peynirleri yok. ”Galiba bugün bir aksilik oldu” diye düşünerek peynir yeme zevkini bir sonraki güne bırakıyor. O gün aç karnına yuvasına dönüyor. Bir sonraki gün karnı aç bir şekilde her zaman beslendiği o masanın altına tekrar gidiyor. Fakat peynir yine yok. Sonraki günlerde de bir umutla o masanın altına gidiyor ama peynir yiyemiyor. Bir daha hiç peynir bulamayan fare, açlıkla karşı karşıya kalıyor.

Sonra ne mi oluyor? Sonrasında neler olduğunu öğrenmek için kitabı okumanız gerekiyor.

Evet, yukadaki hikayeyi ben anlatmıyorum. “Peynirimi Kim Kaptı?” kitabında yazarın kendisi anlatıyor. (Johnson Spencer, Peynirimi Kim Kaptı?, Epsilon Yayınları)

Farklı sektörlerdeki yatırımlarıyla iş dünyasında bulunan şirket sahiplerinin ve şirketlerin üst düzey yöneticilerinin, çoğu zaman yukarda anlattığım farenin davranışına benzer davranış gösterdiklerine tanık oluyorum.

Bir çok yönetici yada şirket sahibi kişiler içinde oldukları para kazandıran düzenin süreceğini ve her zaman peynirlerini aynı rahatlık içinde yiyebileceklerini düşünürler. Her gün sorunsuz bir şekilde gidip yedikleri peynirlerini bir gün düzen, sistem ve iş yapış şekilleri değiştiği zaman orada bulamayacakları ihtimalini hiç düşünmezler. Böyle düşünen ve bu düşünceden hareket eden yöneticiler yada şirket sahipleri ise hiç kuşku yokki kaçınılmaz sona kendilerini aslında hazırlamış olurlar.

Bir gün aniden peynirlerinin önlerinden alındığını gördüklerinde, daha önce böyle bir durumun olabileceği ihtimalini düşünmedikleri için bu durum karşısında doğru karardan uzaklaşarak, yanlış kararlar verirler. Hazırlıksız yakalandıkları bu durum karşısında nasıl davranacaklarını bilemeyen insan psikolojisi içinde kalırlar. Önce “Aldırış etmezler.” Sonra “Bu da geçer” derler. Bakarlar ki durum hiç düşündükleri gibi değil bu seferde “Eyvah, battık gittik!..” derler.

Sonuç, peyniri elinden alınan farenin çaresizliği içinde nerede hata yaptıklarını düşünecek zaman dahi bulamadan içinde oldukları piyasadan göçer giderler. Yeni yüzyılın bu hız, esneklik ve değişim gerektiren ruhuna uygun hareket etmedikleri için tarih olurlar.

Çok iyi hatırlıyorum bir zamanlar “Gripin” vardı. Baş ve diş ağrısına iyi gelirdi.Ama artık hastalar Gripini tercih etmeyince Gripin`in kendisi hastanelik oldu.

Bir zamanlar “Minti” sakızları vardı. Şimdi yok. Tarih oldu. Bir zamanlar Karam yağları vardı.”Karam, Karam, yağların iyisidir.” diye reklamları vardı. Ama artık damarlarımızda başka marka yağlar dolaşmakta. Bir zamanlar “Reksan reklamlar” vardı. Artık reklam dünyasının en büyükleri arasında Reksan Reklam yok.

Bir zamanlar, Jean`a “Kot” denmesini sağlayan Muhteşem Kot`un sahibi olduğu “Kot” pantolon vardı.Artık yok.

Bir zamanlar “Sümerbank” vardı. “Gırgır” süpürge vardı.”Birinci” sigarası vardı. Bir zamanlar “Mekan” yatakları, Penyelüx ve Vefa Bozacısı vardı. Ama artık hiç biri yok.

Bir zamanlar, şimdi burada ismini sayamayacağım ama çocukluğumun ve gençlik yıllarımın Türkiye`sin de bir çok marka, şirket ve ürün vardı. Şimdi hiç biri yok. Neden? Değişimin hiç olmayacağına olan inançları ve herşeyin değişmeden devam edeceği düşüncesinden kaynaklanan hastalıkları mı acaba onlara bu sonu hazırladı? Peynirleri ellerinden alınırken değişimden uzakta kalmaları ve kendi dışlarında herşey değişirken yeni peynirler bulamayışları mı onlara bu sonu getirdi? İşte bu soruyu düşünmenizi isterim.

“Herşeyin değişmeden devam edeceği” düşüncesine kapılmak, en büyük yönetici hastalıklarından birisidir ve bu düşünceye sahip olmak yaratıcılığı engeller. Düzenin her zaman hiç bozulmadan böyle devam edeceğini düşünen yönetici, değişimin bir seçenek olmaktan çıkarak  zorunluluk olduğu bir durumla karşılaştığında sahip olduğu eski haritayı kullanarak yeni diyarları keşfetmeye çalışır. Ama artık çok geçtir. Çünkü; değişimin doğurduğu sorunları çözmek o sorunları zaten doğuran zihin haritasından farklı bir kafa yapısı gerektirir. Böyle bir durumda ise “Herşeyin değişmeden devam edeceği” hastalığına düşen yönetici çözüm getirmekten uzakta kalarak soruna daha çok saplanır ve çözümün bir parçası olacağına sorunun kaynağı olur.

İş dünyasında her zaman bir sonraki aşamayı düşünmek ve değişimler karşısında nasıl davranışlar gösterileceği üzerine senaryolar yazmak gerekir. Çünkü; artık hiç bir şey babalarımızın yaşadığı dönemlerdeki gibi değil. Eskiden düşündüğümüz gibi düşünerek yeni dünyanın yeni düzenine uyum sağlayamayız.

İşte bu sebeple; değişmeliyiz. Kişisel gelişimimize özen göstermeliyiz. Sağlıklı çözümler bulmamızı sağlayan ve sağlıklı davranışlar göstermemize olanak tanıyan “Zihin Haritamızı” yeni gelişmeler ışığında geliştirmeliyiz.

Bir gün “Peynirimi Kim Kaptı?” dememek için şimdiden geleceğe ve değişimlere kendimizi hazırlamalı, krizlerin ve  belirsizliklerin yoğun yaşanacağı günlerde çözüm üretecek davranış içinde olmak için gelişmeliyiz. Artık hiç bir şeyin “Babalarımızın yaşadığı dönemlerdeki gibi olmadığını ve olmayacağını” bilerek kişisel değişim ve gelişimimize yatırım yapmalıyız. Bunu yapmadığımız, değişimler karşısında çözümler üretemeyip kendimizi geliştirmediğimiz takdirde daha “Peynirimi Kim Kaptı?” sorusunu soramadan tarih olacağımızı anlamalıyız.

Geçmişte var olupta bugün olamayan, geçmişte marka olupta bugün yaşamayan ve “Herşeyin değişmeden devam edeceği” hastalığına kapılarak değişmeyen fakat bugün tarih olan şirketleri, kuruluşları, kişileri ve yöneticileri unutmadan gelecekte bir gün “Peynirimi Kim Kaptı?” dememek için çalışmalıyız, değişmeliyiz ve gelişmeliyiz.

“Bilgi kaynaklarına ulaşmanın pahalı olduğunu ve kendini geliştirmeye zaman ayırmanın lüks olduğunu düşünen kişiler, `göz ardı etmenin` bedelini ödemeye hazır olmalıdırlar.”, cümlesindeki o derin fakat basit, o çarpıcı fakat eğitici mesajı anlamalıyız. Anlamaya çalışmalı ve yapmamız gerekeni yapmamız gerektiği zamanda yapmamız gerektiği gibi yapmalıyız. “Herşeyin değişmeden devam edeceği” hastalığına yakalanmamak ve bir gün “Peynirimi Kim Kaptı?” dememek için değişime açık olmalıyız.

Ne dersiniz?

Sizce de öyle değil mi?